Beyrut

 

Beyrut, hakikaten Ortadoğu’nun Paris’i… Tam bir Akdeniz toprağı, hem de her yönü ile. Uzak ve yakın tarihinin bugününe harmanı ile yaşıyor. Aynı İstanbul gibi hem nefret edilesi yanları var hem de bir noktada durup iyi ki Beyrut dediğiniz yerleri.

Birçok kez gidip geldim Beyrut’a ilk gidişim 2006, son İsrail işgalinden hemen önce. 2017 Mayıs ayında 18 gün kaldım ve çok farklı yönleri ile keşfetme şansı buldum.

Öyle bir şehir ki, Hizbullah’ın devletin bazı kesimlerinin desteği ile cirit attığı, ülkenin belirli kesimlerini fiilen kontrol ettiği bir alanda; belki de Tel Aviv’den sonra bölgenin en batılısıdır Beyrut. Çoğunluğu Müslüman olan bir bölgede alkollü içki servis eden mekanlara ve toplumun buralara giden topluluğa toleransı, farklı etnik grupların devlet yönetimindeki temsil yöntemi ve seviyesi, kadın-erkek eşitliği, yabancı dilin günlük hayatta konuşulma seviyesi, sanat merkezlerinin yoğun aktivitelerine kadar teker teker gösterge olmayan; ama bir araya geldiğinde kozmopolitlik seviyesini önemli ölçüde gözler önüne seren özelliklere sahip. Âmâ bu anlattıklarımdan gözünüzde metropolit bir şehir canlanmasın. Maalesef diğer büyük şehirlerle kıyaslanınca imkanlar limitli. Beyrut’u daha çok ‘’butik’’ olarak adlandırabiliriz.

Unutmadan, 2016 Dünya Altın Konseyi raporuna göre Lübnan Merkez Bankası, en çok altın rezervi olan ilk 20 ülke listesi içeresindeymiş. Ülkede belirgin bir zengin/fakir gelir uçurumu var ve aslında hayat çok pahalı.

Savaş’ı çok şiddetli yaşayan, komşu ülkelerin ikide bir askerleriyle müdahale ettiği yılları geride bıraktı ve arayı ortalama bir Ortadoğu ülkesinden çok daha hızlı kapatıyor. Belki şöyle anlatmalıyız; Şam’a karayolu ile 115 km, Tel Aviv’e kuş uçuşu 240 km (sınıra 90 km), Ürdün’e 160 km ve Irak’a 485 km. Ortadoğu’nun nefesini ensenizde hissettiğiniz bir yer burası.

Beyrut her zaman Fransız ekolü ile birlikte bilinen bir şehirdir; fakat bu durum son 15 yılda sonra yavaş yavaş değişmeye başladı. Hem değişen para politikaları hem de kayganlaşan siyasi kutuplaşmalar ülkeyi daha çok Amerikan/Körfez merkezine doğru iterek günlük hayatta Fransız etkilerini ve dolaylı yoldan Fransızcanın genel geçerliliğini azaltmış durumda. Artık herkes İngilizce konuşuyor veya anlıyor. Ama çok enteresandır ki Beyrut’ta Fransızca ve İngilizceden sonra bulacağınız en yaygın dil Türkçedir. 1915’te uygulanan zorunlu göç ve sistematik şiddetin sonucunda 1.5 milyon Ermeni veya diğer mezheplere bağlı Hristiyan Doğu-iç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan yola çıkarak Halep ve üzerinden Beyrut’a göç etmiştir. Hala hem Halep’te hem de Beyrut’ta hatırı sayılır bir nüfus, ev/ana dili olarak Türkçeyi konuşuyor. Şu an Türkçe konuşan üçüncü jenerasyon var ama bu dörde bu kadar iyi geçebilir mi emin değilim. Buraya yerleşen Ermeniler güçlü bir topluluk ve birlik kurmuşlar; çoğunluğu Bourj Hammoud bölgesinde yaşayan ve geldikleri yerlerde olduğu gibi zanaatla ilgilenen bu kesim, her iki anlamda da Anadolu’ya; yani topraklarına derin duygular besliyorlar. Bir insanın doğup büyüdüğü toprakları terk etmesi veya terk edilmeye zorlanması çok zor bir durum olsa gerek…

Eğer merak ederseniz mutlaka Bourj Hammoud’a yarım gün ayırmanızı tavsiye ederim. Ve giderseniz mutlaka Pastırmacı Mano’dan veya amcasının oğlu Bedo’dan bir ekmek arası alın. Aynı Kayseri’deki gibi…

Tadın: Lübnan Mutfağı

Günümüzde Lübnan’da yaşayan 3.5 milyon Lübnanlının harici dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan 10 milyon Lübnanlı daha var. Bu sebepten olsa gerek bugün İstanbul’da bile Lübnan mutfağını servis eden restoranlar kolaylıkla bulunsa da Lübnan yemeklerini anavatanında tatmak gerek.

Lübnan mutfağı çok geniş bir mutfaktır. Aslında Güneydoğu Anadolu mutfağı ile benzerlikler taşıyor, hatta bir adım daha ileri gidilirse başlangıçları ve mezeleri bizimkilerden çok daha iyi diyebilirim. Ama tabi bizim onlardan ayrıldığımız ve bir kulaç boyu fark attığımız nokta kebaplarımız. Maalesef bu adamlar et marine etmeyi bilmedikleri gibi zırhtan geçirdikleri kebapları da kendi ağız tatlarına uygun baharatlayarak (örn: tahin) sınıfta (bizim için) bırakıyorlar.

Geleneksel restoranlar deniz ve kebap olarak ikiye ayrılıyorlar. Size başlıca tavsiyem balık restoranına gitmeyin. Yani İstanbul’dan, İskenderun’dan, İzmir’den gelen biri için çok bir şey ifade etmeyen yavan balıkları var, üstelik çok ta pahalı.

Size önereceğim restoranlar klasik Lübnan mutfağı olup çoğunda set menü uygulanıyor. Genellikle bu menülerde spesiyaller hariç restoranda servis edilen tüm mezelerden azar azar getiriyorlar ve talebe göre karışık ızgara ile bitiriyorlar. Eğer çok yemek geliyor, bu kadar yiyemiyoruz derseniz menüden siz de seçebilirsiniz. Ama aşağı yukarı aynı parayı ödüyorsunuz. Her iki durumda da içki içecek hariç kalıyor. Tavsiyem bir gece mutlaka set menü alın, pişman olmayacaksınız. Lokallerin ağırlıklı gittikleri veya misafirleri ağırladıkları Em Sherif ve Mhanna Casino bunlar için en ideal yerler.

1) Mhanna Casino Antelias: 1990’ların en ünlü yerlerinden biri, yol kenarı gazinosuyken çarpık kentleşme sonucu birden kendilerini otoban kenarında bulmuşlar. Eskiden her akşam canlı müzik olurmuş. Çoğu zaman tıklım tıklım dolu bir yer, girdiğinizde bir kaosla karşılaşabilirsiniz ama masanıza oturunca herşey normalleşiyor. Sanırım ortalıkta müşteriden çok garson var.

Yemekler olağanüstü, 10 üzerinden 10. Kesinlikle gidilmeli. Mutlaka çiğ ciğer ve çiğ köfteyi denemelisiniz. Kendinizi set menüye bırakın, çok açsanız lütfen ilk gelenleri az yiyin, arkadan gelecekler çok lezzetli. Rezervasyon şart.

2) Em Sherif Lübnan mutfağının en başarılı beyaz örtülülerinden biri. Dubai’de de şubesi var her ikisine de severek gidiyorum. En son ziyaretimde masanın diğer ucundaki mezeyi garson yardımıyla almak zorunda kaldım.

Üst katta yemek + nargile keyfi yapabilirsiniz. Rezervasyon şart.

Lübnanlılar için yemeğe gitmek aynı zamanda içki ve nargile demektir. Masaya çok geç otururlar ve çoğu restoranda servis edilen buzlu badem ile içilecek bir-iki kadeh bol buzlu viski nargileye eşlik eder. Ağız tadı tam yerine gelince ve mide guruldamaya başlayınca o ünlü Lübnan sofrası kurulur. Bu tecrübe en az 4 saat sürer. Ve devasa meyve tabaklarıyla biter.

Çocukken babaannemin evinde meyve gelirken soyulmadan bir kâse içinde meyve bıçağı ile servis edilirdi. Tabi o zamanlar bunu sorgulamazdım, yıllar sonra beyaz örtülü bir masada böyle servis edildiğini hem ufak bir tebessüm hem de neden sorusu aynı anda geldi.

  • Çünkü; misafirin daha uzun kalması istenirmiş
  • Çünkü: gelinlerin hamaratlığı gözler önüne serilirmiş.

Bana sorarsanız; hem o kadar yemek yiyeceğim hem de bana meyve soyduracaklar. Kusura bakmayın yemek çok güzeldi, damakta bir sure daha kalabilir.

3) Babel Dbayeh: Lübnan’ın deneysel (fusion) mutfağı olarak adlandırsalar da sonuçta Lübnan mutfağı her zaman aynı ve lezzetli. Şehirden biraz uzak olsa da ciddi anlamda lezzetli. Mutlaka çiğ et ve içli köfteyi denemelisiniz.

Sunum ve ambiyans mükemmel. Eğer Dbayeh’e kadar gitmek istemezseniz Zaytuna Bay içinde Babel Bay restoranı var, menü biraz daha balığa kaçıyor ama başlangıçlar çoğunlukla aynı. Aynı kalite ve hizmet burada da geçerli.

4) Enab Achrafiyeh: Enab diğer örneklere nazaran daha keyifli ve günlük bir restoran, burada arkadaş ortamında daha uzun oturabilir ve merkezi konumu sayesinde başka bir ulaşım aracına gerek kalmadan kendinizi Mar Mikhael’in ortasında bulabilirsiniz.

Buranın en sevdiğim özelliği mimarisi ve lokasyonu. Akdeniz mimarisin sahip eski bir binayı tam anlamıyla koruyup restoran haline getirmişler. Binada eski odaların içinde veya avluda keyifle yemek yiyebilirsiniz. Yemekleri sıradan bir Lübnan restoranından çok daha iyi ama bir Babel, em Sherif veya Mhanna Casino değil.

Diğer önerebileceklerim; Abdelwahab, Bourj al Hammam, Sultan Brahim, Karam

Gezin: Downtown / Zaytuna Bay- Marina

Zaytuna Bay eski zamanlardan beri jet setin ihtişamı ve zenginliği ile boy gösterdiği yerlerden biri olmuştur. Bu mahalle yakın politik tarihte de çok önemli yere sahiptir. Lübnan, en önemli politikacılarından Rafic Hariri’yi bugünkü HSBC binasının önünde yerde 15 metrelik bir çukur açan 1.8 tonluk TNT patlayıcısı ile donatılmış bombalı araç suikastına kurban vermiştir.

Kendisi 15 senelik iç savaştan sonra ülkeyi yeninden inşa etmiştir. Çok büyük yolsuzlukların yapıldığı söylense de bu kadar kısa zamanda böylesine düzenli bir inşa kolay değil. İnsan aklına hangi Ortadoğu ülkesinde yolsuzluk yok ki sorusu akıllara gelince, hemen yurdum insanının hepsi çalıyor bari bu yapıyor cevabı bir ampul ile aklıma geliyor.

St. George Oteli bu yolsuzlukların bir sembolü aslında. İç savaş sonrası Beyrut’un yeniden inşasını üstlenen bir anonim ortaklığı olan Solidere bütün Zaytuna Bay bölgesini yeniden yapılandırmıştır. Bugün gördüğünüz modern yapıların hepsini planlayıp farklı şirketlere inşa ettirmiştir. Fakat Rafic Hariri suikastında ciddi zarar gören St. George otelini sahibinden alamamış ve yapamamıştır. Otelin sahibi Soliedere’e protesto olarak yeniden renove ettiremediği binasının üzerine Stop (Dur) pankartı açarak dikkat çekmektedir. Hem ikonik hem de ironik olan bu durum, Beyrut’un en turistik resim duraklarından biri haline gelmiştir.
Zaytuna Bay ve Dowtown’un hemen arkasında kalan Kantari Mahallesi 1950’lerden 1970’lere kadar çalışan kesim Hristiyanların yaşam alanıydı. Fakat yeni yaşam alanlarının inşa edilmesi ve zenginleşmenin sonucu olarak Hristiyan ailelerin terk ettiği daireleri sistematik olarak Hizbullah, daha iyi hayat vaadiyle destekçilerini bu bölgeye kaydırmıştır. 1970’lerin ortasına gelindiğinde mahalle bir Hizbullah kalesi haline gelmişti. 1974’teki iç savaş çoğunlukla bu bölgede yaşandı, bugün hala savaştan zarar görmüş binaları ve üzerindeki mermi izlerini görmek mümkün. Bunlar arasında en önemlisi biraz daha aşağıda kalan Holiday Inn oteli binasıdır. Bina sadece 2 seneye yakın otel olarak kullanılmış, ama bu süre içinde ekonomik patlamanın yaşandığı Beyrut’ta bu otel zenginliğin simgesi haline gelmiştir. Ve ilk saldırılardan biri bu binaya yapılmıştır.  Oteller savaşı olarak adlandırılan eski Holiday Inn ve bugünkü Intercontinental Phoenicia arasında gecen çatışmalarsa 25bin kişi savaşmış, yaklaşık 4000 kişi can vermiş, Hizbullah 1000’e yakın kişiyi Holiday Inn binan sinin tepesinden atarak öldürmüştür.

Ichkhanian Bakery: Bakery dediğine bakmayın, burası bildiğiniz lahmacun fırını; onların terimi ile Lahm B’Ajeen. Lübnanlıların lahmacuna kattıkları değişik bir yorum var, gerçek Antep lahmacununu tatmış biri olarak, tercih etmiyorum. Ama burası farklı; her sabah kapısında küçük bir sıra oluyor. Çok enteresan Lübnanlılar sabahları kahvaltıda lahmacun yiyorlar. Sahibesi Antep Ermeni’si, çat pat Türkçe konuşuyor, hatırladığı kadarıyla… Lahmacun en az bizimki kadar lezzetli, ama nar ekşili bir lahmacunları var ki tadı dillere destan.

Muhammed Al Amin Cami: Mavi kubbeli, çok estetik bir görünüme sahip camii şehrin kalbinde yer almaktadır ve aynı zamanda şehirdeki en büyük camiidir

Parlamento Binası ve Etrafı: Çok sıkı korunan bu bölgede yürüyüş yapabilirsiniz, eski Roma kalıntıları ile dolu alan çok keyifli olacaktır.

Beirut Souks: Çok enteresan olmayan açık hava alışveriş merkezi, parlamento binasına yürüme mesafesinde.

Souk El Tayeb: Beyrut Souks ‘un içinde sadece Pazarları kurulan yerel yiyecek pazarı, biraz kermes havası var. Ufacık bir yer, eğer Beyrut Souks’u gezerken denk getirirseniz iyi olur. (lütfen internetten gün ve saatlere bakınız)

Place de l’Etoile (Şehir Meydanı): Yine çok sıkı korunan şehir meydanı. Sokaklar yıldız şeklini aldığı için yıldız meydanı olarak adlandırılmıştır. Ortasında Fransızlardan kalma saat kulesi ve etrafındaki taş binalarla gezmeye değer bir yer.

St Georges Ortodoks Katedrali, St Louis Katolik Katedrali: Şehir merkezinde kalmış iki tane orta çağ kilisesi. Beyrut’un etrafında şehir içinde kalmış irili ufaklı kiliseler görmek mümkün, bu ikisi savaştan sonra iyi bir şekilde restore edilerek hala ibadete açık durumdadır.

Iris Lounge: Bu şehirde gidilebilecek en güzel bar teraslarından biri, gün batımını yakalamak için bir içkiye gidilebilir. Aksam 7’den gece 11’e kadar muhteşem bir kalabalık oluyor.

Seven Sisters: Marinanın içinde yer alan keyifli bir bar/bistro, hafta sonları tıklım tıklım oluyor. Mutlaka deneyin.

Music Hall: Beyrut gece hayatında caba retlerin yeri çok ayrıdır ve Music Hall bunlardan en ünlüleridir. Bu deneyimi atlamayın, mutlaka rezervasyon yaptırın.

Gezin: Hamra Street ve Etrafı (Raucheh)

Şehrin Osmanbey’i, zamanında Müslüman tüccarların yerleştiği şehrin en yoğun caddelerinden biri. Gündüzleri çok turistik olmamakla birlikte gece hayatına güzel bir alternatif katıyor. Hamra’nın bir arka sokağında bulunan küçük sokakta birçok irili ufaklı bar ve cafeler mevcut. Özellikle cuma ve cumartesi günleri araba giremeyecek kadar yoğun oluyor.

De Prague: Bohem tarzda dekore edilmiş, çok keyifli bir bar. Sakin olduğu zamanlarda acid jazz, electro jazz ve blues çalıyor. Lezzetli kokteylleri var.

La Palma veya Main Street: Yan yana olan bu iki bar, hafta sonları güzel bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. İçkiler ve servis ortalama, ama keyifli.

Ales&Tales veya Rabbit Hole; diğer güzel alternatifler.

Pigeon Rocks ve Corniche: Doğal hareketler sonucunda kıyıdan kopup deniz üzerinde kalmış bir kaya parçasıdır. Beyrut’un bir nevi simgesi haline gelmiştir.

Marinanın kuzeyinde, Raucheh bölgesinin sınırları içinde kalan kordon boyu çok güzel yürüme alanına sahip. Ortalama 20-25 dakikada Pigeon Rocks’tan Zaytuna Bay’e yürünebilir.

Grand Cafe: Kordonda denize hâkim bir tepede çok güzel bir terası var, nargile keyfini burada yapabilirsiniz.

Gezin: Mar Mikhael / Gemmayze

Benim için şehrin en güzel yeri burası. Çoğu güzel restoran, bar ve gece kulübü burada. Rue Armenia (caddesi) boyunca uzanan, sırasıyla Gemmayze ve Mar Mikhael hem gündüz hem de gece birçok alternatifi içinde barındırıyor. Aslında tüm şehir geceleri buraya eğlenmeye geliyor desek yeridir. İlk Beyrut’a geldiğimde (2006 İsrail işgalinden önce) Gemmayze çok ünlüydü, hatta muhteşem bir Budha Bar vardı. İçerde Tarkan ve Ferhat Göçer çaldığını hatırlıyorum ve zenginler çok eğleniyordu.

Zaytuna Bay ve Marina açıldıktan sonra lüks eğlence buradan gitmiş ve artık Gemmayze eski ününü kaybetmiş durumda. Aslında eğlence daha halk seviyesine inmiş diyebiliriz. Rue Armenia’nın (caddesi) devamı Mar Mikhael (elektrik idaresinin arkası) dediğim gibi her türlü eğlenceyi içinde barındırıyor. Akşam üzeri gidebileceğiniz bir sürü güzel bar ve restoran hatta gece kulübü mevcut. Lübnanlılara güvenin kalabalık olan hiçbir yer kötü çıkmayacaktır.

Anise: En iyi kokteyl barları listemde olan bir yer, kendi araklarını üretiyorlar, küçük üretici (small bacth) cin alternatifleri mevcut.

Internazionale: Keyifli ve güzel içkiler sunan köşe başı barı.

Factory Lounge: Geniş, kalabalık ve keyifli bir teras.

Mayrig: Lezzetli Doğu Anadolu mutfağını bulabileceğiniz otantik bir Ermeni restoranı (dikkat gecenin sonunda manti ve suböreğine bu kadar paramı verilir diyebilirsiniz, ama değer)

Tawlet: Günlük yöresel ve ev yemeği çıkaran güzel tasarıma sahip bir restoran. Son zamanlarda çok ünlendi. Her gün ülkenin farklı bir köyünden yerel aşçıların mutfağa geçtiği güzel otantik bir restoran. Öğlen yemekleri için ideal. Sadece çalışma saatlerini kontrol edin.

Le Chef: Birçok Türk blog’unda yer alan salaş bir restoran. Yemekleri güzel, ama bence akşam gidilmemeli; öğlen ise Le Chef yerine Tawlet’i tercih etmeli.

Kalei Coffee: İki sanatçı tarafından işletilen yeni akım kahve servis eden soluklanmalık bir yer. Çok güzel bir butikleri var. Kendi üretimi araklarını satıyorlar. İddiaya göre Lübnan’da şu ana kadar üretilen en iyi distile edilmiş (5 kez) ve saf arak’a sahipler.

Junkyard: Gittiğinizde şu soruyu soracaksınız, -Acaba İzzet Çapa buradan mı ilham aldı? J Mutlaka deneyin.

Trainstation: Fransızlardan kalma bir tren istasyonu, şuan etkinlik alanı olarak hizmet veriyor. Geceleri açık hava kulübüne dönüşüyor. Yemek festivalleri, konserler ve müzik festivalleri düzenleniyor. Mutlaka bilgi edinin.

B-018: Belki yeryüzünde bulabileceğiniz en enteresan gece kulübü. İki dünya savaşı sırasında Almanların her ihtimale karşı yapımını üstlendiği topçu tabyası bugün bir gece kulübü ve çok çılgın partilere ev sahipliği yapıyor.

White Bar: Iris Lounge ile aynı kişiye ait, bu adam gece hayatını çok iyi biliyor. Beyrut’un bir numaralı gece kulübü.

Dolaşın:

Beyrut’ta ulaşım çok ucuz değil. Taksilerde lokallerin bildiği ücretler var ama bunlar turistler için geçerli değil. İki tip taksi var, birincisi genel taksiler. Bunlarda pazarlık yapmak mümkün ama binmek için beklettiğiniz trafikte kornalar eşliğinde pazarlığınızı yapamıyorsunuz, genellikle sonda oluyor. Lübnanlıların lahmacuna kattıkları değişik bir yorum var, gerçek Antep lahmacununu tatmış biri olarak, tercih etmiyorum.

İkincisi özel taksi şirketleri (çok pahalılar). Turist olduğunuzu anladıkları anda hesap dolar üzerinden dönmeye başlıyor ve çoğunlukla kazıklanıyorsunuz. Alo Taxi en güvenilir olanı, belirlenmiş tarifeleri var. 10 dakikayı geçmeyecek mesafeler için 10 dolar gibi paralar ödüyorsunuz.

Bunun dışında Uber seçeneği de mevcut, bunun için biraz beklemek zorunda kalabilirsiniz.
Gidin (Zamanınız Varsa)

Harissa: Maruni Hristiyanlar için önem taşıyan Kuzey Lübnan’da hâkim tepeye kurulmuş bir köy olan Harissa’da şehri koruduğuna inanılan Meryem Ana heykeli bulunmaktadır. Muhteşem bir manzara ile karşılaşacaksınız.

Jouneieh: Beyrut’un kuzeyinde kalan merkeze Harissa’dan sonra uğrayabilirsiniz, bir-iki saatinizi ayırıp eski şehir merkezini gezin, tarihi çarşıya uğramayı unutmayın.

Baalbek: Antik Roma kalıntıları ile dolu olan şehir, birçok gizemi de içinde barındırıyor. Piramitlerde kullanılan daha büyük taş bloklarla yapılmış tapınak günümüzde ayakta değil ama tarihe merak duyanlar için çok ilgi çekici. Yerleşim merkezine varınca, yerel rehberlerden birisini eşlik etmesi için almayı unutmayın.

Jeita Grotto: Dünyanın en büyük kireç taşı mağaraları arasında yer alan Jeita mağaraları oluyor. Jeita mağaraları aşağı ve yukarı olmak üzere iki mağaradan oluşuyor. Yukarı mağara aşağı mağaraya göre çok daha büyük ve büyüleyici ancak aşağı mağarada ise tekne turu yapabiliyorsunuz. Beyrut’a gelip de bir tek yer görmeniz gerekirse, Jeita mağaralarını ilk sırada yer alabilirdi.

Byblos (Jbeil): Küçük bir balıkçı kasabası, antik şehir merkezi ve limanı ile çok ilgi çekiyor. Dünya üzerinde hala aktif şehir hayatı olan son yerleşim. 7000 yıllık bir geçmişle, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde. Gezdikten sonra ufak kahvelerde yorgunluk atabilirsiniz. Eğer yemek saati oradaysanız, Mhanna Sur Mer veya Byblos Sur Mer restoranlarında Lübnan mutfağının deniz ile nüansının tadını çıkarın.

Faraya: Lübnan’ın tek dağı, kayak merkezi. Adeta 1970’lerin Uludağ’ı. Eğer yolunuzun üzerindeyse ve zamanınız varsa durmanızı tavsiye ederim.  Baharda çok zengin bir yeşile sahip, trekking ve hiking için muhteşem patikalara sahip. Ayrıca mutfağa ilgisi olanlar buralarda ot toplama turlarına katılabilir.

Bilin:

Beyrut’a Kaç Gün Yeterli: 4 Gün (+2 Etraftaki Şehirler İçin)

  • Turist Severlik: Beyrutlular turisti sevmekten öte yolunacak kaz gibi bakıyorlar. Çokça pazarlık yapmanız gerekebilir.
  • Ulaşım Kolaylığı: Şehir küçük olduğundan dolayı merkezde yürümek kolay ama gideceğiniz yerler çoğunlukla yürüme mesafesinde değiller. Toplu taşıma yok, tek çare pahalı olan taksiler. Mutlaka Google’ın çevrimdışı haritasını indirin, çok büyük kolaylık sağlayacaktır.
  • İletişim Kolaylığı: Şehrin geneli İngilizce anlıyor ve konuşuyor. Türkçe ‘de konuşulan diller arasında.
  • Paramızın Değeri: Beyrut dolar endeksi ile yaşayan bir şehir, şehrin her anında ücreti dolarla ödeyebilirsiniz. Bu yüzden turistlere satılabilecek bir ürün dolar üzerinden fiyatlandırılıyor. Örneğin 10 km’yi aşmayan bir taksi yolculuğu 20 dolar. Bu yüzden Türk Lirası ile hesaplamak isterseniz olmaz, ve şehir pahalı.

Ulaşın:

Türk Hava Yollarının ve Pegasus’un gece uçuşları var, gün kaybetmeden gezmeye başlayabilirsiniz. Uçak yolculuğu 1.5 saat sürüyor.

Takip edin:

Konaklayın:

  • Intercontinental Phoenicia Beirut

Fiyat $$$ | Lokasyon *** | Konfor 3.8/5

  • Le Vendome

Fiyat $$$ | Lokasyon *** | Konfor 3.6/5

  • Four Season Beirut $$$

Fiyat $$$$ |Lokasyon *** | Konfor 4.5/5

 

İçin: (Şarap) Eski Dünyanın Olmamışı

Şarabı ve şarapçılığı Finikelilerden öğrenen Lübnan yaşam tarzında olduğu gibi şarapçılıkta Fransız ekolunu benimsemiş. Ürdün’le orta paylaştıkları Beka Valley (vadisi) yüzyıllardır şarapçılığın merkezi olmuştur. Çok özel (çok pahalı) veya keyifli şaraplar üretilebiliyor ama yerel üzümleri zaman istiyor ve üretime karşı tüketimin fazla olması şarapları hızlıca ve daha ucuza piyasa sürmeye itiyor. Fransız tipi fıçılama çok yaygın ama bu işlem daha çok aroma arttırıcı veya olgunlaştırıcı değil; hata ve aşırıya kaçmış tatları kapatıcı olarak kullanılıyor. Çoğunlukla yerel ve Fransız tipi üzümleri kullanıyorlar. Sonuç; keyifli bir şişe şarap içmek için fiyat ortalaması yüksek, eski rekolteler şaraplara bakmalısınız. Önereceğim üreticiler: Chateau Ksara, Chateau Kefraya ve El İxir

Not Edin:

Beyrut’ta Arapça bilmeyen bir kimsenin en zorlandığı konu yemek seçimidir, ne kadar İngilizce olarak açıklansa da çok yardımcı olmuyor maalesef.

  • Lahme: Et
  • Jibne: Peynir
  • Za’atar: Bir kuru baharat karışımıdır, içinde susam, yenibahar, karanfil, karabiber gibi birçok farklı baharat vardır, ve tarifi bölgeden bölgeye değişir.
  • Shanklish: Bir tür baharatlı peynir salatası, Giritli gibi.
  • Hindbeh: Hindiba yaprağı ve sarsımsakın zeytinyağında kavrulması ile yapılan çok basit ama iştah acıcı bir meze.
  • Moutabel: Bizim patlıcan ezmesini tahin ile yapıyorlar, başlangıç için favorimdir.
  • Fattouch: Çoban salatasının en iyi hali. Tatlı nar eşkisi, zeytinyağı ve sirkenin muhteşem karışımı ile yapılıyor.
  • Tabboleh: Maydanoz’un en iyi hali.
  • Batata Harra: Taze soğan ve sarımsakla fırınlanmış patatesler.
  • Warak Enab: Zeytinyağlı dolma, bence İstanbul hali daha güzel
  • Makanek: Doldurma sosis, iki türlüsü (domates sosunda haşlanmışı, kavrulmuşu) mevcut, her ikisinde de net yerim.
  • Fatayer: Üçgen börek, Ispanaklı, Peynirli olabiliyor.
  • Jawaneh: Sarımsak ve limon sosunda fırınlanmış tavuk kanatları.
  • Sawda Djej: Nar ekşisinde sotelenmiş tavuk ciğeri
  • Kebbe Nayeh: Bizim çiğ köftemiz (sadece et), biraz daha farklı yorumlanmış. Yanında garnitür ile servis edilir, dilerseniz karıştırabilirsiniz.
  • Müdarada: Mercimek ve soğanların haşlanıp soğuk başlangıç olarak sunulmuş hali.
  • Sambusek: Küçük kizirmiş çiğ börekleri

Bu yazı 2017 Mayısta yazıldı.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s