Kazablanka – Casa

Başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki bu şehir, hayalini ettiğiniz romantizm ile şark egzotizminin doruklara ulaştığı şehir değil. Zaten açıkçası, şark (levant) bölgesinde romantizm kelimesi 1950’lilerin Fransız Koloniyel Dönemi ile birlikte tarihe gömüldü. Fas’taki diğer şehirleri, ed Dar el Beida’yı yani Kazablankayı karşılaştırdığımız zaman açık ara gözle görülür ilk fark, orta sınıfın yoğunluğu oluyor. Zaten Casa’yı –Kazablanka’nın kısaltması, onlara nasıl bilirsiniz diye sorduğunuzda da ekonominin kalbi, ülkenin işleyen demiri şeklinde tabir ediyorlar. Şöyle bir fikir yürütürsek dahi yanılmış olmayız; belki Michael Curtiz’in 42 yılında çektiği film olmasaydı , ismi değişmeyecek hatta bugün sahip olduğu üne hiç kavuşamayacaktı.

Şehrin en büyük özelliği eski zamanlarda kıtalar arası okyanus aştığınızda eski dünyada gördünüz ilk kara bu noktası olmasıymış . Yani bizim Akdeniz’deki İskenderiye gibi bir mil taşı olarak kabul edilebilir. Ama gel gelelim Tangiers limanının Akdeniz’de önemin kazanmasıyla bugün limanı pek işlevsel olmamakla birlikte Cebeli Tarık’ı aşmayan yolcu gemileri de Napoli’ye uğrar gibi durmuyor artık.

Fas, 2014-2015 itibari ile aynı Türkiyenin 2000 yıllarda sahip olduğu gibi bir büyümeye sahip. Bunun arkasında birçok politik ve sosyo ekonomik faktör olsada, ülkenin ılıman islam, Müslüman Kardeşler etkisinden hız aldığı biliniyor.

Paranın geldiği topraklara tabiki eğlence ve ziyafette adım atıyor.

-Peki ne yapılır?

Souk Medina olarak adlandırılan çarsısı deri giyim dükkânlarıyla dolu ve hepsi birbirinin aynı şeyi satıyor. Derinlere girdikçe seyahat sonrası anlatacağınız hikayelerde bulabilirsiniz, tabi tatsız bir anıya tanık olmazsanız. İçeride polisin olmadığını ve halkın kendi kurallarını koyduğunu hatırlatmakta yarar var. Tabi bir Rio Favela’sı asla değil.

Müslümanlığının bu topraklara bahşettiği en önemli değer, şeriat. Çünkü bunun gibi bir topluluğu kötü şeyler yapmaktan ancak bu değer yargıları durdurabiliyor. Korkmayın gündüz vakti bir şey yok, sakin ve turistik. Bu yüzden gündüzleri buraları gezmek ve geceleri kendinize daha başka programlar yapmak daha akıllıca olacaktır. Eğer gerçek bir Medina(eski şehir) görmek istiyorsanız, mutlaka yolunuzu Fez ya da Marakeş’ten geçirmelisiniz. Birinde hala halkın ihtiyaçlarını giderdiği pazarları, diğerinde ise 15nci yüzyılda bugüne kadar hiç değişmemiş şehir çarşısını görmek mümkün.

Şehrin en önemli meydanı, Place des Nations Unies bizim Harbiye gibi bir yer, eski oteller ve geniş bulvarlar var. Eğer bütçeniz yetiyorsa mutlaka burada Hyatt Regency veya Sofitel Tour Blanhce otellerinden birini tercih edin. Gayet merkezi ve kaliteli.

Medina’nın ana kapısı Bab Marrakech, Hyatt Regency otelini hemen arkasında kalıyor. Bana göre şehrin egzotik sayılabilecek tek noktası Bab Marrakech ve etrafı; özellikle kapıyı dik kesen, daimi bir pazarın kurulu olduğu sokak. Gördükleriniz ile ilginç yemek pişirme tekniklerini tanıyor, nasıl bu insanlar zehirlenmiyor sorusuna cevap bulabilecek kadar merak ediyorsunuz. Bunu bir kültür(yaşam tarzı) olarak tanımlayanlar olacaktır; ama benim için kültür kendini gelişen dünyanın ritmine uydururken; neyi ne kadar koruduğun ile alakalıdır.  

Şehrin en önemli yapıtaşlarından biri de II.Hassan camisi. Çok ama çok büyük. Dünyadaki üçüncü, eğer Arap Yarımadasındakileri dahil etmezseniz kıtadaki en büyük cami. 2011 Ramazan ayı da 240bin kişi aldığı söylemleri yok değil. Mutlaka gidilmeli. Tabi böylesine büyük bir yapıyı resmetmeden olmaz diyenler olacaktır. Ya geniş açılı bir lens alıp gidin ya da yürümeye başladığınız yerden resmini çekin, zira akıllı telefonunuzun ekranına sığdırmakta zorlanabilirsiniz. Bence böylesine bir dini yapının okyanus yanında olması ayrı bir anlam katıyor.

Hasan II’yi inşa ettiren Hasan V’in yaptığı modern reformlar sayesinde Kazablanka’da yüksek binalar da inşa edilmeye başlandı. İşte bunlardan en önemlisi Twin Towers, Maarif dedikleri bölgede(İstanbul’un Maslak’ı) yirmilik banknotların üzerinde de görebileceğiniz, şehrin bir anlamda simgesi haline gelen ikiz gökdelenler. Bu binalardan bir tanesinin seyir terasına çıkabilir ve bu güzel camiyi ve ardındaki okyanusu karenize sığdırabilirsiniz. Tabi eğer Hyatt otelinin manzaralı odalarından birinde kalıyorsanız, merak etmeyin hiç bunlara gerek yok…

Şehrin güzel caddelerinden Boulevard Anfa’da modern alışverişinizi yapabilir Mohammed V caddesinde yürüyüşe çıkıp yerel halkın arasına karışabilirsiniz.Veya alışveriş ihtiyacınızı kıtanın en büyük alışveriş merkezi olan Mall of Africa’da giderebilirsiniz. Sokaklarda ilgimi çeken bir noktada bu ülkede bizim eski gazinolar gibi yerlerde eğlence kültürünün devam ediyor olması. Sokak aralarında pavyonların çokluğu ve bizdeki kıraathaneler gibi yoğun kullanımı hoşuma gidiyor.

Taksiye binerken korkmayın her türlü kazıklanıyorsunuz. Hele ki beyaz taksiler hiç affetmiyor. Kırmızılarda taksimetre var, fakat yine de turist olduğunuzu anladığı anda panoramik şehir turunuza başlamış oluyorsunuz. Hal böyle olunca yolcuyada bunun keyfini çıkarmak kalıyor. Eğer işe gidiş-çıkış saatlerimde bu taksileri kullanıyor iseniz, yanınıza her an biri binebilir, sakın şaşırmayın. Eğer sizden sonra taksiyi durdurup soranlar ilk binenin güzergâhındaysa, şoför onları da alıyor. Taksimetreyi siz, gönüllerinden ne koparsa onlar bırakıyor. Sanmayın size veriyorlar, taksicinin cebi doluyor. Siz yine taksimetreyi ödüyorsunuz. Zaten başka türlü bir ulaşım alternatifinin olmaması şehirde niye bu kadar çok taksi var sorusunun güzel bir cevabı aynı zamanda…

Yemek bölümüne başlamadan önce birkaç naçizane uyarım olacak, Tripadvisor da yer alan La Bodega’ya ve B-avaroise restoranlarına adım atmaz iseniz çok sevinirim. Hem yemekleri kötü hemde taa buralara kadar gelmişken dünya mutfağından çeşitli kızartmalar yemenize gerek yok.

3 gece kaldığım şehirde değişik lokal ve lüks lokanta ve kafelere oturma şansım oldu. Tabi ki Kazablanka, çok zengin bu yemek kültürünün, iyi bir temsilcisi. İnternette araştırma yaparken ilk gözünüze çarpacak olan Rick’s Cafe ile başlamak isterim. Filmde kullanılan bar ve piyano hala aynı yerinde ve hala aynı müzikler çalıyor. Kafe olarak adlandırılmış ama restoran şeklinde hizmet veriyor. Fiyatlar biraz pahalı olsa da, yemek kalitesi ve hizmet mükemmel. Avrupalı bir hanımefendinin çalıştırdığını ve mutfağının daha Avrupai bir mutfak olduğunu söyleyebiliriz. Genellikle Fransız ekolünün getirdiği sotelenmiş ve kıvamı yoğun soslarla servis edilen tabaklar gayet doyurucu. Ama restoranın en çok akılda kalan kısmı, mimarisi. Limanının hemen yanında olan Rick’s Cafe’nin mimarisi Güney Akdeniz ferahlığı ve şark oryantal egzotizmi ile birlikte harmanlanmış. Taş binaya yapılan o dekorasyon bence daha güzel olamazmış. Sizde iki geceden uzun kalıyorsanız, ve tajin yerine başka birşey tercih etmek isterseniz mutlaka deneyin.

Tabi ki buralara gelmişken tajin yemeden olmaz sanırım. Şehirde bir kaç lüks Fas mutfağı servis eden restoran dışında, diğer bütün lüks restoranlar ya Fransız ya da uluslarası mutfakla hizmet vermekte.

İlk gece adresimiz şehrin Corniche adı verilen kordonda, Basmane adlı restorandı. Ud ve darbuka ezgileri ile mimarisi birbirini tamamlarken kapıda sizi karşılayan yaver gülümsemenize yardımcı oluyor. Dansöz şovunun da olduğu restoran, genellikle kalabalık gurupların uğrak noktası, fakat bunlar sizi yanıltmasın aynı zamanda şehrin en iyi lokal mutfağına sahip.

İçeri girerken aklımda tabi ki tajin yemek vardı fakat, menüde gördüğüm karamelize soğan ile servis edilen fırında kuzu omuz tamamen aklımın çelinmesine sebep oldu. Bu yemek genellikle iki kişilik olup, tahmin edebileceğinizden daha büyük bir tabak(tepsi) ile servis ediliyor. Sulu pişmiş kemikli kuzu eti ve yanında servis edilen karamelize edilmiş soğanlar birbirini güzel tamamlıyor.

Kuzunun bu kadar büyük bir tepside geleceğini bilmediğimiz için, başlangıç olarak çeşitli soğuk Fas başlangıçları ile İngilizcesini ‘pastry’ olarak göreceğiniz kürt böreği yufkasından yapılmış tatlı/tuzlu börek ile yaptık. Tabi ki, tahmin edeceğiniz üzere fazla geldi. Böreği daha sonra açıklamak üzere, önce çeşitli soğuk Fas başlangıçları ile başlamak istiyorum.

Bu çoğul eki almış yemek, küçük porsiyonlar şeklinde 6 ila 10 tabaktan oluşmakta. O gün şef pazarda taze olarak ne satın almış ise birkaç klasik dışında hazırlananlar buna bağlı olarak değişmekte. İçeriği tamamen değişik olsa da, tabakların tatları bizim zeytinyağlılara benzemekte, denemekte yarar var.

Al Mounia, yine klasik Fas mimarisi ile dekore edilmişi küçük güzel bir bahçeye sahip lezzetli bir yer. Şehir merkezine çok yakın. İkinci geceki bu durağımda ilk günkü devasa yemekten sonra daha minimal takılmaya karar verdim. Restoranın fiyatı 35-50 Euro arası ne içtiğinize göre inip çıkar. Aşağıda sırasıyla Al Mounia’da ne yediğimi okuyabilirsiniz.

Yukarıda inceden bahsettiğim, pastry. Birçok farklı versiyonu olmasına rağmen, benim en çok ilgimi; lime lime edilmiş güvercin eti ve fıstık/badem ezmesi ile doldurulmuş olanı çekiyor. Tuzlu ve tatlının bu kadar iyi kombine edildiği –soslandırılmamış, başka bir sıcak başlangıç yememiştim.  Önyargılarınızı kırın ve mutlaka deneyin.

Tajin, aslında güvece verilen isimdir fakat günlük hayatta güveçte yavaş ve uzun saatlerce pişirilen herhangi bir yemeğe verilen isim haline gelmiş durumda. Bu balık, tavuk, et hatta sebze bile olabilir, fakat genellikle en çok tercih edilenler tavuk ve et oluyor. İşin gurmeliği ise içine katılan değişik baharatlarla neler yapılabildiği ile doğru orantılı olarak değişiyor. Genellikle bu gibi restoranlarda ortalama/iyi bir lezzetle karşılaşıyorsunuz. Çoğu işletme hızlı servis adına yavaş ve uzun uzun pişirmek yerine önceden toplu yarı pişirip daha sonra tajine alınıp fırınlayarak masanıza getiriyor. Eğer her ne sipariş ettiyseniz, kurutmamış iseler genellikle lezzetli oluyor.

Size tavsiye edebileceğim iki tajin, citrus limonu ve yeşil zeytinlerle pişirilmiş tavuk ya da kurutulmuş siyah erik ve beyaz bademlerle pişirilmiş susamlı kuzu tajin. Her ikiside muhteşem lezzetli. Mutlaka denenmeli.

 

Ricks Cafe

La Sqala

La Cabestan

 

 

İçin: (Şarap) Fransız Ekolü

Fas şarapları hakkında çok güzel şeyler söylemeyebilirim, ama fırın kuzu kol yerken bence bir iki kadeh içilmeli. Sanki yetişmemiş üzümlere, meşe fıçışına kapatmışlar gibi, yoğun buruk tatları var. Tabi bu benim deneyimim ile sınırlı, yanlış hatırlamıyorsam 6-7 farklı marka denedim. Beyazları ise bizim DLC ayarında ve pahalı. Bunun dışında restoranlarda Fransız şarabı ısmarlamak lüks göstergesi, ve çok pahalılar.

 

Bu restoranlar dışında La Fibule’de yemek alternatifleriniz içinde bulunabilir.

Yemekten sonra ne yaparım derseniz, kışın oradaysanız, çok fazla bir seçeneğiniz yok. Corniche bölgesinde, kalabalık ve iyi müzik çalan bir yeri gözünüze kestirirseniz girin; ama unutmayın batakhaneler ve konsomatrisler etrafta avlarını arıyor olacaktır. Gece kulüplerinde biraz Laleli havası var. Sanırım aralarından en iyisi, Le Squat.

Fakat yazın, şehir beach clubları ile kendi kategorisinde Fransanın güney sahillerini aratmıyor. Partiler ve happy hourlar oldukça yaygın. Geniş kumsallardan okyanusa girmek eğlenceli olabilir.

Bu yazı Kasım 2014’te yazılıp, Mayıs 2017’de yenilenmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s